Bu kitabın incelemesine başlamadan önce, Mevlana'nın eserlerini okumuş biri olduğumu söylemeliyim. Her şeyin doğrusunu Allah bilir; bu bilgileri veren varlığın dünyamızda yaşamış olan Rumi olup olmadığını kesin bilemeyiz. Ancak verilenlerin bizde yarattığı olumlu etki, belki de bilgileri veren varlığın kimliği kadar önemlidir.
Sabahat hanım OCEM 'in ( Otistik Çocuklar Eğitim Merkezi) nin kurucusu. Işığı hayatına taşıyabilmeyi başarmış bir insan. İnsan Dost İhsan vakfının kurucusu. http://www.idiv.org/
Bu ve benzeri bilgiler malesef hak ettiği saygıyı ilgiyi görmemiştir. Bunun tek sorumlusu insan egosu dur. Obsesif varlıklara kanallık yapan medyumları bir kenara bırakırsak... Spritüalistler birbirlerinin bilgilerini kıskanmış küçük görmüş, yeni çağcılar çoğunlukla yabancı kaynaklara hayranlık beslemiş, yayın evleri bu işin yalnızca Amerika Birleşik devletlerinde yapıldığına ve orada yazılmış kitapların satacağın ikna olmuş, diğer bir zümre bu kaynakların cin işi olduğunu savunmuş, hayatlarını bu tür gruplarda geçirmiş araştırmacı yazarlar ruhun varlığından dahi şüphe edecek duruma gelip inançsızlık içinde kendini kaybetmiş, bu konulara yabancı insanlar zaten gülüp geçmiş... Bu ortam , bu satırları yazdığım şu günde (2015) malesef aynı ...
Bu yanlışların düzelmesi için dilerim, daha çok manevi görevli daha çok çalışmalar yapar.
Kendi yazdıklarım ile kitaptan alıntıladıklarım farklı yazı karakterleri ile yazılmıştır.
Amacım bu bilgilere gönül vermiş meraklı okurun susuzluğunu bir nebze gidermek...
Kitabın ön sözünden alıntılar yaparak başlayalım :
(not : kitabın tamamı değil, seçilen kısımlar paylaşılmıştır )
[ Fani Mevlana'dan ileri olgunlukta, ama onun zevkinde, ama onun tarzında olan Mevlana adlı bedensiz bir varlık , Yüce Kaynaktan aldığı bilgileri sayın Sabahat Akşiray'ın , o pak ve dupduru GARİP'in kalemine on seneden beri teslim etmiş bulunmaktadır.
Mevlana'nın YUVA diye erdiği o sohbet mekanında bu bilgileri sevgi ve saygı ile kaydetmiş bulunan canlar, gerçekten zengin bir hazineye girmek mutluluğuna ve sorumluluğuna ermişlerdir.
Bu bilgi hazinesi ciddi ve özlü bir taramaya tabi tutulmuş, sayısı bine yaklaşan SOHBETLER içine serpilip dağılmış nice konular tasnif edilerek bir araya getirilmiş, böylece konu düzenlemesi ve konu bütünlemesi gerçekleştirilmiştir. Bu suretle ( Bedensiz Mevlana Kitaplığı) nın ikinci kitabı vücut bulmuştur...]
Bu önsöz ile ilgili küçük bir eleştiri yapmak isterim. Hemen her ruhsal grupta, medyum ya da bilgileri veren kişi değilde , genelde etraftaki heyecanlı kişiler bu tür hatalara düşerler... " En büyük bilgi, filan bilginin fevkinde bilgi v.s..." Bunu yazan arkadaşımızda belli ki heyecanına yenilip " fani Mevlana dan ileri olgunlukta" diye bir hüküm vermiş. Böylece değinip geçiyorum...
Gelen varlığın Mevlana olduğunu iddia etmemiş gibi görünse de bir sonraki bölümde , gelen varlığın bizzat Rumi olduğunu söylüyor.
Daha sonraki bölüm " Bir Açıklama" adının taşıyor. Buradan da bazı kısımları alıntılıyorum....
[ ... Bu kitaptaki bilgileri iyi değerlendirebilmek için grubumuzun alıcı varlığı ( yazar medyom) Sabahat Akşiray ki biz kendisine kısaca ve tüm içtenliğimizle Sabahat Abla deriz. On yıldan beri büyük rehber Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri ile ruhi bağlantı halinde dir. Önce yukarı makamlar tarafından, yüce bir vazife için seçildiği kendisine bildirilmiş, kısa bir sınama hazırlık ve eğitim devresinden sonra esas kanal ile bağlantısı gerçekleştirilmiştir....
Sabahat ablamızın yetenekli bir medyomdan çok öte gerçek manevi değerini, değişik tarihli tebliğlerden aldığımız aşağıdaki bölümler açıkça belirtmektedir :
* Sultan Garip ( öte alem varlıkları Sabahat ablayı Garip diye anarlar) , ömrü boyunca onu öyle sevenin hasretini çekti. Büyük Allah ona fanilerden değil, bu alemden çok sevgiler nasip etti. O'nun aşkının sırrı budur.
* (Mevlana konuşuyor:) Geldiğime şaşmayın. Böyle olmaz demeyin.Allah dilerse verir. Ol dediğini oldurur. Benim gelişim, böyle anlatılmaz sözle. Anlatsam kul bitmez, her kul bu sırra ermez. Yaratan sundu Garip'e verdi. Garip'in elinden gününüze beni gönderdi. Onun gönül yolu, eline; benim sözüm cümlenize.
* Unutulmasın, Mevlananın sözü Tek Kanal dan verilir: Yüce den güne, gündeki kullarına... Tek Kanal. Sadece güne verilir. Tekrar verilmesi asra dayanır. ( Rehbere sorulur: Başkaları da almaktadırlar, bu nasıl oluyor ? ) Yazan çok olur, söyleyen çok olur: ne var ki hiç biri kanala bağlı değildir. İzah edeyim : Dünya gününün vergisine göre nasıl ki telsizle konuşan iki kişidir, konu sadece iki kişi arasında dır; sen radyonu açarsın, telsize rasgelirsin, verdiğini alırsın. Evet, yazarın, çizerin ifadesi odur. Aslında konu iki kişi arasındadır. Sen onu nakilden kapabilirsin.... Dediğim gibi kanal döşenmiştir, Kanal'ın başında olanalr, asırdan asıra seçilmiştir. On yıldan bu yana bu ilahi kanal dan akıp gelen bilgiler, nice kişinin gönül pasını silmiş, nice ruha gerçek benliğini buldurmuştur, nice mutsuzu mutlu kılmıştır. Grubumuz üyeleri, insanlığın hayrına ışık tutan bu hazineye yakın olmanın şükrü içindedirler. Açıklamamızı bir noktaya daha değinerek bitirelim : Geçen yıl yayınladığımız ( Mevlanadan sohbetler 1) kitabı, bir ücret karşılığı olmadan, konuya ilgi duyanların hizmetine sunulmuştu. Bu kez Yüce makamdan alınan işaret üzerine, (Mevlanadan sohbetler ıı) yi ancak masrafını karşılayan küçük bir ücretle bastırıyoruz. Ola ki masraftan çıktıktan sonra elimizde bir şeyler kalır. Onu da ııı. kitap için kullanırız. Her şey Allah'ındır ve Allah için dir.
Anlaşılıyor ki binlerce, belki on binlerce sayfalık bilgilerden küçük bir kısmı basılmış (mevlanadan sohbetler kitabının 1.sine de ulaşmak nasip oldu. Onu da vakit bulunca paylaşacağım). Hatta bu basılmış kitaplar dahi şu an bulunamıyor. Peki bu kadar değerli bilgilerin insanların hizmetinde olmamasının sebepleri nelerdir ?
Sanırım kitapların bir yayın evi aracılığı ile basılmaması, maddi imkansızlıklar, sosyal baskı, belki grup üyelerinin bu işten bir sebepten vazgeçmesi v.b....
Türkiye de pek çok Ruhsal bilginin başına gelen bu ortak kaderin belki de yine ruhsal sebepleri vardır. Bedri Ruhselmanın bile eski kitapları yok. Üstelik kendi isteği ile basılmamış. Ki ben Ruhselmanın bu kararının hatalı olduğunu düşünüyorum. Aldığı bilgilerin bazılarının içeriğinin ileride aldığı yeni bilgiler tarafından gelişmiş/değişmiş olması eski kitaplarda ki bilgilerin tamamını değersiz kılmaz.
Şimdi tekrar kitaba dönelim :
" Sevgi, yayılan mikroplu hastalık gibidir, daima etrafına bulaşır.İlacı olmadığı için günden güne genişler.
Sevginizi dağıtın gittiğiniz, oturduğunuz her yerde. Göreceksiniz: ne kadar uzağa yollarsanız, o kadar çabuk bağlantı kurulur. Gerçek olan, sadece sevgidir. Onun için çabuk yayılır. İnkar eden asla bulunmaz. " Sevmeyen yok mu ? " derseniz, elbet yoktur. Sevmesini bilmeyen vardır. Sevmesini bilmeyenede göstermek, bilenin vazifesidir. Nasıl derseniz: sana taş attıktan sonra sen onun sırtını okşayasın. Yere taşı, sineye başı koyasın. Arayan sevgi arar, sevgi vereni sorar. " Ben severim" dersen haline bakar. Hal ile, dil ile, gönül ile sevelim. Sevgimizi her gelene verelim, dağıtalım, dağıtalım; halkayı bir tutalım.Bağımsız olana kement atalım. Gelmem diyeni öyle çekelim. Gelişine sevindirelim, pişman etmeyelim." (9.8.1974)
" Genişlik nedir?" denildi. Daha önce verdik: Sevgi saridir; kuldan kula geçer. Kul sevdikçe atmosferi genişler. El ele verdikte, elbet genişlik görülür. Yaratan, sevgiye kendinde olanı, kendinde dolanı verdiğinde elbet sevgi bizi O'na götürür. Sevgide sadakat, sevgide sır, sevgide sabır vardır. Sevgi kin siler. Sevgi haseti böler. Öyle oldukta, sevgi ile doldukta, olumunda genişlik görülmez mi ? Bilmeyene nasıl verelim, ne ile eğitelim dersiniz. Sevginizi verin, sevgi ile eğitin... Dayandığının Allah'ım olduğunu bilsin. Ondan geldiğimizi bildi ise , bizi de sevsin deyiniz. (18.2.1977)
"Yolumuza gelişin yöntemi SEVGİ dir. Dostlukta üç öğüdüm olacak : 1) Duyguna esir olma. 2) Duygunda geçici bulma. Duygu hem eğitir, hem yanıltır. 3) Açlık duyduğun her mevzuda, önce "oruçtayım" de; atılım yapma. " (29.8.1977)
" Her Allahım diyen, O'nun kuludur. Sever ayırmadan, korur kayırmadan. Onda ikilik yoktur. Dünya haline bakıp kulunu hor görmeyin; dünya haline bakıp kuluna diz bükmeyin. Madem ki sen kulusun, kulu olanı senden bil. Seni sende, beni O'nda, cümleyi bir de bul. Birlikte selamet, birlikte keramet, birlikte hayret, birlikte hakikat vardır. Her perdeyi birlik açar. Birliği bölen kaçar. Neden ? Hakikattan.. İlmde hakkı, Hak'ta hakikatı bulmak... İlmin maddesi, manaya dayanır. Maddenin son ucu , mana da çözüm olur. Onun için ilmin maddesi manası yoktur. İlmin beşiği madde, döşeği mana dır." (15.2.1972)
" Almayı dilediğin her olayın ölçüsü, senin bilgin kadardır. Alacağın bilginin ölçüsü sonsuzdur. Ne var ki hiç bir fani, sonsuz bilgiye sahip olamamıştır. Cümlesi bir araya gelse, bilgisini öbürüne katsa, yine de bilgi çerçevesini çizmesine yetmez; asla ortasına adım atmaz. Gelen giden olanı bilir, verileni görür. Anahtar eldedir. Ne var ki kapıyı bulan yok." (22.6.1974)
"Hiç bir fani sonsuz bilgiye sahip olamamıştır" diyor.
Kur'an da Kehf suresinin 109.ayetinde " De ki: "Rabbimin kelimeleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin kelimeleri tükenmeden önce deniz mutlaka biter. Bir o kadarını daha getirsek de yetmez." bilgisini okuyoruz.
O halde , elimizdeki bilgi için "en yüksek,en geniş" bilgi v.s. içeren bilgidir egosal sahiplenmeciliğinden uzak durmamız gerekiyor. Bunu başaramadığımız sürece hiç bir spritüel topluluk bir araya gelemez. İnsanlığı bir araya getirme iddiasında olan "maneviyatçılar" önce kendi nefis imtihanlarını vermelidirler.
Medyumumuz filan kişi dir, bilgiyi veren falan varlıktır, efendim şu bu... Eğer siz , gerçeğin tek, Tanrının tek olduğu bilgisini kavrayamamışsanız , kimseyi bir araya getiremezsiniz. Hatta kendi topluluğunuzdaki insanları dahi bir araya getiremezsiniz.
Yedim aşımı , çattım kaşımı, buldum taşımı, dedi, Yunus'um geldi :
" Aşın yedin, neden kaşını eğdin denilir. Doğuşun nedenine uydum.
Elbet dünya günümde yediğim bitti, katığım yetti dedim; gelecek öğüdünü düşündüm: Ya aç kalırsam?... Taşı ele alışım, belki bir kuş buluşum olur diye... Açlık aşka döndükte, aşkı gönle koydukta, ne düş, ne taş gerekti, ne de Yunus aç kaldı. Doluyu eline aldı, gelen gidene tuttu, nardan elini çekti, yardan nasibi yetti; yolumuz öyle gitti, bacamız böyle tüttü. Odun aldık düzünden, cümle sevdik tezinden. Alacaklı olduk yarin sözünden. Dediler nasip Tabduk dizinden; geçtik dünya bezinden, canan hazzından. Geyik yerini verdi, aslan postunu serdi, ceylan yüzünü sürdü, ağaç ipini gerdi, cümle birbirini gördü. Seveni sevmeyeni birbirini kardı. Sanmayın bu olanlar Yunusu yordu. !.. Ne bilen dedi , bilmeyen sordu; ne bilen geldi, ne bilmeyen döndü... Her alan yandı, mayayı benden sandı. *Nay ile nefes veren, gayreti naydan bildi Her olay , kulun kendi yeteneğidir, katılandan değil. Çamura maya salsan maya kaybolur; hamura maya salsan hamur ile kalbolur. Eyvallah ! Çamur toprağın mayasıdır, aşk, kulun... Sende olmayan mayayı almaz. Elbet oluşum mayadan değil; ne var ki doluşana maya gerek." (11.11.1976)
* nay ile nefes veren : ney üfleyen, onda ezgiler yaratan
Bu şiirlerin bir kısmında , sanırım "medyumluk" ile ilgili , kelimelerin net alınamaması gibi bir durum var. Bazı cümlelerin yapısı farklı. Bilmediğimiz kelimeler var. Bu varlık Yunus ise belki de 13.yy 'ın Türkçesini kullanıyor. Yine de; benim anlayabildiğim kısımları ilham verici.
Şimdi şöyle düşünelim, Ruhsal varlık, bir zamansızlık içinde ilahi alemde yaşıyor ve artık dünya kimliğini terk etmiştir. Ancak , dünyadaki bedenliler ile temasa geçtiğinde , yaşadığı zaman ki kimliğine uygun bir dil , anlatım, üslup kullanmayı seçiyor. Tabi bu söylediklerim spritüel bilgiler çerçevesinde yaptığım yorumlar... Gelen varlık dünyada yaşamış Yunus Emre olmaya da bilir. Daha önce de belirttiğim gibi; bu konuda bir kesinlik olamayacağından , temas kurulan varlığın kimliğinden çok mesajı ile ilgilenmek gerek diye düşünüyorum.
"Maymun sevilir de, değeri küçük görülür. Hazreti Davud der ki ' Kulun değerini beden yapısına göre değil, gönül yapısına göre Allah'ım verir' Kambur , Kamburum var diye üzülür. Kambur gönülde olmasın. Bedeni kısa olan, dünya gününü nasıl olsa geçirir; kambur beden dünyada kalır. Kambur, gönülde ise ahiret zindan olur. " (3.1.1972)
Türk kültüründe çok güzel bir edep vardır. O da insanlarla alay etmemektir.
Kur'an da da Alaycılık eleştirilir. Madde nin araç maneviyatın araç olduğunu unutmamalıyız. Günümüz insalığının önemli bir kısmı fiziksel güzelliğe adeta "tapmakta" dır. Madde insanların yine putu olmuştur. Fiziksel güzellik önemli hale getirilip, genç nesiller bu maddeye tapışa yöneltilmiştir.
Beden elbette değerlidir. O bizim evimiz dir. O na temiz bakmalıyız.
Bedeni hiçe saymaktan yana değilim asla. Ancak maneviyatla madde nin dengesi kurulmalıdır.
Gazeteler de şu tür haberlere yabancı değiliz ; " 18 yaşındaki genç öğrenci, tabancayla okulundaki 10 kişiyi katletti."
Bu tür cinayetleri (genelde Amerika da olması düşündürücü dür) işleyen gençlerin profillerine bakacak olursanız bunlardan bazıları , fiziksel özellikleri ya da ırkları sebebiyle aşağılanan alay edilen çocuklar dır. Çocuklarımıza İnsanları sevmeyi öğretmiyoruz (dünya insanı olarak hepimiz). Kimse kimseden üstün değildir. Üstünlük eylemde dir.
Kambur, gönülde ise ahiret zindan olur.
Bu ahiret sözü , insanlara farklı kavramlar çağrıştırmakta ... Ahiret : ruhsal alem ya da ilahi alem veya maddeyi bıraktıktan sonra varlığımızı sürdürmekte olduğumuz yer/boyut tur. Spritüalist celselerde, cinayet işlemiş ya da suç işlemiş insanların, bedensiz varlıklarının çektiği azaba şahit olabilirsiniz.
"... Her meyve olacaktır; yaprağın altında kaldıysa, gününü dolduracaktır. Ne var ki , er geç oluşur; her çekirdek,asılda buluşur." (18.1.1974)
Yukarıdaki cümleleri açmaya çalışayım... Her meyve ( her insan ruhu) O'na varacaktır. Peki hayvan ya da bitkilerin ruhları ne olacak ? Onlar da yaradanına varacak ancak insanların tekamül planı insana özgüdür. Bitki, hayvan ruhlarının tekamülleri insan gibi değildir. Onlar hiç bir zaman insan olmayı deneyimlemez. Her çekirdek ( her yaratılmış) onda buluşacaktır. " Tekamül İlayihane (sonsuza dek) dir" diye bir söz vardır. Tabi başlangıç ve son üzerine konuşmak insan dimağı için fevkalade zor ve uzak bir konu dur. Ancak anlaşıldığı kadarıyla, bu sonsuzluk bir gün bir varışa erecektir. Sonlu bir sonsuzluk gibi ... ya da o son denilen yerde yeni bir başlangıç olacak belki....
28.1.1974'te verilen celse de ise şu dikkatimi çekti " ... Dönüş nereye ? KEndine... Önce kendine, sonra arı gönülle hakka."
İnsan kendine varmadan ona varamaz. Kendini bil , haddini bil, rabbini bil. Bİraz daha açalım; kendimizi seveceğiz, yaratılmışları seveceğiz. Nefsi eğiteceğiz. Akılla gönlü bir edeceğiz. Bir gün ona varma ümidiyle, inanç ve imanla ona doğru sakin, emin adımlarla yürüyeceğiz.
inanç : Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma
iman : Tanrının birliğine inanmak.
" ... Konuyu kaideye bağlarsan, sen uydun mu derim. Miyar (ölçü), görgüde değil sergide dir. Altın lirayı gümüş çerçeveye koyamazsın. Altın lirayı gümüş çerçeveye koymaya kalkarsan, kendi görgünü ortaya, sergiye koymuş olursun. Elbet ne senin gözüne, ne de kamuya hoş gelir" (3.1.1972)
" Ananın kalbinde Allah'ımın nuru vardır. Her ana yavrusuna pir misali yardımcı olur. Anaya söz edende , yanmamış kömürün odunu görülür, geçmediği köprü yıkılır.
Ana rızası her merhalede alınır. Ana hakkı her sorguda sorulur. Anadan sorgu sorulsa, hata bende der, yavrusunu ondan dahi korur. Ne var ki Allah'ım her olanı anında görür. Kırk kalp kırılsa, ana kalbinden öteye geçmez. Hatalı olsa bile, hatayı yavrusunun hakkı için yapmıştır. Allahım ana kalbinde kendi nurunu kırk defa artırır. Ana kalbi kıranda, kırk defa eksiltir." (2.6.1972)
" Uzayan ömür dildedir. Çünkü ömür yazıldığı kadardır. Ne erken gelir, ne geç kalır. Her gelen bilir. Çağrıldığı an yürür."
(12.7.1974)
Bilgide verildiği gibi. Ölüm zamanı (an'ı) mutlak kaderimiz içinde dir. Kur'an da önceden beirlenmiş bir zaman olduğu söylenir.
- Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; âhiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz .- Ali İmran Suresi 145.ayet
" Ömrün yolunu, yumağın düğümü ile ölçme! Gönül altın ise paslanmaz; yolun altın ise taşlanmaz; vermesi eksik olmaz. Kul, nasipsiz kalmaz.
Hak yemedin ise, gönül kırmadın ise, yumuşak gönülle kal. Allah'ım de, sana varmak dileğim, dünyada görmek isteğim...
Ufak deme, sineği eline al incele. Onu bırak, örümceğe göz at. Onu bırak kediye göz at. Göreceksin kendini varmış bulacaksın.
Ben ereceğim diyen ermez. Kendine paye vermez. Çünkü Allah'ının büyüklüğü karşısında kendine ölçü koymaz.
Seni yadırgayana de ki : ' Ben Allah'ımın izni ile geldim. Verdiğini sevdim. Doyasıya görmek diledim. Ömrüm hep gülmekle geçmedi ki ?... Güzelliği, dumanı, sevinci, her şeyi ile sevdim. " (28.11.1970)
"... Dünya olayına akıl takma. Olaya duman arkasından bakma! Açık olayı bulanık görürsün, gönlünü çürütürsün. Selameti kuldan bilme; Allah'ımdandır. Kul sadece teselli eder. Ayırandan, kayırandan uzak durun. Günde onu ayıran, seni kayıran, gelende seni de ayırır, başkasını kayırır. Güvenilecek tek kapı, Allahımın kapısıdır. Allahıma gidecek yol gönül kapısıdır. Dünyayı yol için değil, gün için yaşa. Her şeyin olmuşu sevilir. Ham meyveyi yer misin ? Kulun hamına katlanır mısın ? Aşı pişirmeden ağzına koyarmısın ? Olgunluktan şaşmayın. Eğer kendinizi noksan görürseniz, cemaata karışmayın; karışsanız bile konuşmayın. Olmak için dinleyin bekleyin." (17.12.1970)
" ... Günde gönülde olanı, yolunda harca; binaya değil. Gümüşten geçmeden altın yolu yürü. Tekkeyi günümde yaşamadım; toplantılarım sohbet içindi. İbadet, kulun kula gösterisi olmasın; gönülden geldiği gibi yapılsın. El açılsın "Allahım" denilsin, kendinden geçilsin. Acaba hata mı var denilmesin. Hata gönülde olmasın; elde dilde olan, affa uğrar; gönülde olan asla! Gönülle oynama kırılır. Kırılan gönül Allahımın nurudur. Yeşil yaprak yol üzere, duvar durur temel üzere. Temel sağlam olmazsa kul sıvayı boşa vurmasın..." (25.2.1971)
"...Yeniyi aldık mı, eskiyi bildik mi, niyeti o yönde kurduk mu, açılan kapı bizedir. Çakmayan şimşekte akım görülmez; öyle olanda isim verilmez. Yağmayan yağmura rahmet denilmez. Yenmeyen üzümde tadı aranmaz. " (11.10.1974)
"... Münin olmak, Allah'ımı gönülde bilmektir, kainatı bulmaktır." (26.5.1972)
" Oruç ne bedene ne gidene, ne de verene dir. Oruç elekten süzülen dir.' Açlık olsun!' denilir. Oruçtan maksat açlık değil tokluktur. Tokluktan maksat yokluktur. Aç, açı neden düşünür ? Tokluğu özlediğinden. Nasıl aç yokluğu bilir, tok çokluğu... onun için ikisi bir olamaz. Aç olacaksın ki açı bilesin. Aç kalacaksın ki açı doyurasın. Varlık, yokluğu siler denirse de, hiçliği asla silmez. Konuk gelene ne sunarsan sun, sevinir aç ise; ne sunarsan sun, gerinir tok ise. Sohbetini denk getir, vaktini uzak götür ki aç kalsın, sunduğunu sevsin; sevindirmek dilersen." (13.8.1975)
" Solan yaprak dökülür, konuya hayret diye bakılır. Günümüz, gerçeğe dönüş günüdür. Vazife alan yürür. "Yürüyen nerde, nereye?" deme! Gayesi hep bir dir. Elmayı dörde bölsen, dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır? Olumsuzluk biri dörde bölmek; birini alıp üçünü inkar etmek... Olay budur. Cümlenizin yolu MUHAMMED yoludur. Ebubekir, Osman, Ali,Ömer, onun dörde bölünmüşüdür. Birini alsak, öbürlerini inkar, Haktan mıdır? Hakkın yolundan mıdır? O, bizim; biz, O'ndan..."
" ... Her yaprağı açtıkça, göreceğimiz hayırdır diyelim; gelecek yaprağı düşünmeyelim. Gelecek yazılmıştır. Görmeyi dilemeyin. ' öreceğiz, ördükçe göreceğiz' deyininiz. Kuşak belde, yumak halde, ördüğün sende...." (11.3.1977)
Burada yazılmış olduğu söylenen gelecekten benim anladığım mutlak kader planımızı kapsayan gelecek. Bunlar; ölüm zamanımız, doğum zamanı , evlilikler , çocuk sayısı, meslek v.s
" ... Ağaçtan kesilir doğrama misali yontulur; kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi? Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta, gayeyi bildikte oluşur , bilişir. *Miyar odur: yerini alıştır. Değer ne saray kapısı ne kulube kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu yerde yerini bulmak!.. " *miyar: ölçü (11.3.1977)
" ... Kendini bul ki ona varasın, teslim ol ki bulasın! Teslimiyet, dünya kulunun en son mertebesi dir. Ne var ki teslimiyet, dilde değil gönülde olmalı..." (24.7.1972)
" ... Olaylardan şikayet edersen, seni olduracak ne ararsın? Olaylarda hayır ara. Cümle kulun aradığı nedir? Zatında olmuşu görmek mi ? Kulluğunu bildin mi, olaylara eyvallah dedin mi, göçünde yokuş arama... Asmaya benzemek her kulun dileğidir. Koruğun verdiğine uydun mu? Şarap olsun diye bekledin mi? Beklediysen sen kazançlı oldun. Her olay öyledir; doğuşta hamlık,oluşta erginlik,pişmede şarap... Kulun geçirdiği her merhale, aynen meyve misalidir. Samanyolu, cümle kulun hayalidir. Ummak güzel; umduğunu bulmak için uymak gereklidir. Üzüm, şarap olmasına kadar, türlü böcekler görür; ne şikayetçi olur ne tadından verir." (27.7.1972)
Şerrin içindeki hayrı görmek... insan tekamülü için gerekli dir. Tüm zorlukların içinde bir hikmet vardır. Yaşamamız gerekenler bizlere yar dır.
" Nerden geldim, nereye gideceğim dersen, kendine mesnet bulmuş olursun. Bedeni dünyaya bağlarsın,ruhunu bedende görürsün. " Gelişe uydum, gidişe aydım." dersen, gönlünü kainata açarsın. " Sözün özü bu mudur?" dersen, söz yetmez, öz bitmez. Olmak, olmamanın özüdür. Olmamak dünyanın sözüdür. Sözü sildin mi özü bulursun. Sözün bittiği yerde öz başlar. Miracın odur. " Miraç nedir?" diyene de ki : " sözü sil özü bul " Dünya gereksiz diyene de ki " Allahım gereksiz olanı yaratmaz. Gerekmese kulunu dünyada yaşatmaz." Dünya, güzeldir yaşayana. Nasıl derseniz, yaşamak güzel ile hemhal olmaktır. Taş ile kireç ile oynamak değil; taşı güzel görmek yerinde, suyu güzel bulmak derinde, havayı sevmek serinde... " ( 16.68.1974)
" Olgunluk nasıl bulunur? Ben değil, cümle demek ile... Elmayı aldığın zaman tamını dağıtabiliyor musun ? Cümle demek odur. Yarısı sana, yarısı bana demek değil... Eğer kendine dünyada bir yer hazırlamak istiyorsan cümle diyeceksin. Sevmezsen, cümle diyemezsin. Sen cümleyi düşünürsen, cümlenin yaratanı da seni düşünür. Cümleye verenden ayırma beni; cümle kulundan kayırma beni. Kayırdığın an mahzun olurum; onlardan kendimi ayrı görürüm. Gör, seni görmese de; duy onu , bakmasa da... Kul diye değil, Yaratanın eseri diye bak. Ne kadar hatalı olsa bile. " (1.6.1971)
" Yavrunuzun önce gayesini öğrenin. Kapalı hevesini bulunuz. Hata baştan, en baştan! Kuruluştan nasibini aramaya geç kalır; döner, devlet kapısına dayanır. Neden ? Okuma hevesinden çocuğunun... Hayır, ananın babanın... Çocuk ne okudu diye akıllıdır; ne okumadı diye aptal dır. Cemiyete namuslu vatandaş yetiştirsin, diplomalı değil. Çocuğun içine işlenmiş " okumayan adam olmaz" denmiş. Senin deyişin değil, cemiyetin. Sen desen, geri alsan, cemiyet yavruyu da seni de suçlar....
Yumuşak öğretmen gevşektir denir. Ne yanlış. Yumuşaklıktan maksat, sevgidir, sevendir. Sevenin dersi çabuk okunur. Yumuşak, yol bulur; zannedilir ki gevşek tutulur. Mümin olan bilir: Yasak denilince merak uyanır. " Al senindir" dersen kenarda kalır. Sen verebildiğini ver. Vicdanına huzur almış maniyi silelim.İyiyi görelim. Yalnız bütün gönlümüzce yavruyu sevelim. Ana baba öğretici. Öyle olmasa ana babaya ne hacet? Bostan gibi büyürdü. Su aldıkça yürürdü. İnsanoğlu terbiye olmalı. Bilmediğini öğrenmeli. Çok dedik " yavruları koruduk". Yavrular korunmaya muhtaçtır. Yeni fidan tez eğilir. Eğilen fidana destek gereklidir. " Destek aldım omuz verdim" ; niye üzüntü ettin? Aydın, aştan; masa taştan olsa, her iştahı olan alim olur. " (24.1.1971)
Mevlana dan Sohbetler 2 Sabahat Akşiray pdf olarak indir
"Maymun sevilir de, değeri küçük görülür. Hazreti Davud der ki ' Kulun değerini beden yapısına göre değil, gönül yapısına göre Allah'ım verir' Kambur , Kamburum var diye üzülür. Kambur gönülde olmasın. Bedeni kısa olan, dünya gününü nasıl olsa geçirir; kambur beden dünyada kalır. Kambur, gönülde ise ahiret zindan olur. " (3.1.1972)
Türk kültüründe çok güzel bir edep vardır. O da insanlarla alay etmemektir.
Kur'an da da Alaycılık eleştirilir. Madde nin araç maneviyatın araç olduğunu unutmamalıyız. Günümüz insalığının önemli bir kısmı fiziksel güzelliğe adeta "tapmakta" dır. Madde insanların yine putu olmuştur. Fiziksel güzellik önemli hale getirilip, genç nesiller bu maddeye tapışa yöneltilmiştir.
Beden elbette değerlidir. O bizim evimiz dir. O na temiz bakmalıyız.
Bedeni hiçe saymaktan yana değilim asla. Ancak maneviyatla madde nin dengesi kurulmalıdır.
Gazeteler de şu tür haberlere yabancı değiliz ; " 18 yaşındaki genç öğrenci, tabancayla okulundaki 10 kişiyi katletti."
Bu tür cinayetleri (genelde Amerika da olması düşündürücü dür) işleyen gençlerin profillerine bakacak olursanız bunlardan bazıları , fiziksel özellikleri ya da ırkları sebebiyle aşağılanan alay edilen çocuklar dır. Çocuklarımıza İnsanları sevmeyi öğretmiyoruz (dünya insanı olarak hepimiz). Kimse kimseden üstün değildir. Üstünlük eylemde dir.
Kambur, gönülde ise ahiret zindan olur.
Bu ahiret sözü , insanlara farklı kavramlar çağrıştırmakta ... Ahiret : ruhsal alem ya da ilahi alem veya maddeyi bıraktıktan sonra varlığımızı sürdürmekte olduğumuz yer/boyut tur. Spritüalist celselerde, cinayet işlemiş ya da suç işlemiş insanların, bedensiz varlıklarının çektiği azaba şahit olabilirsiniz.
"... Her meyve olacaktır; yaprağın altında kaldıysa, gününü dolduracaktır. Ne var ki , er geç oluşur; her çekirdek,asılda buluşur." (18.1.1974)
Yukarıdaki cümleleri açmaya çalışayım... Her meyve ( her insan ruhu) O'na varacaktır. Peki hayvan ya da bitkilerin ruhları ne olacak ? Onlar da yaradanına varacak ancak insanların tekamül planı insana özgüdür. Bitki, hayvan ruhlarının tekamülleri insan gibi değildir. Onlar hiç bir zaman insan olmayı deneyimlemez. Her çekirdek ( her yaratılmış) onda buluşacaktır. " Tekamül İlayihane (sonsuza dek) dir" diye bir söz vardır. Tabi başlangıç ve son üzerine konuşmak insan dimağı için fevkalade zor ve uzak bir konu dur. Ancak anlaşıldığı kadarıyla, bu sonsuzluk bir gün bir varışa erecektir. Sonlu bir sonsuzluk gibi ... ya da o son denilen yerde yeni bir başlangıç olacak belki....
28.1.1974'te verilen celse de ise şu dikkatimi çekti " ... Dönüş nereye ? KEndine... Önce kendine, sonra arı gönülle hakka."
İnsan kendine varmadan ona varamaz. Kendini bil , haddini bil, rabbini bil. Bİraz daha açalım; kendimizi seveceğiz, yaratılmışları seveceğiz. Nefsi eğiteceğiz. Akılla gönlü bir edeceğiz. Bir gün ona varma ümidiyle, inanç ve imanla ona doğru sakin, emin adımlarla yürüyeceğiz.
inanç : Bir düşünceye gönülden bağlı bulunma
iman : Tanrının birliğine inanmak.
" ... Konuyu kaideye bağlarsan, sen uydun mu derim. Miyar (ölçü), görgüde değil sergide dir. Altın lirayı gümüş çerçeveye koyamazsın. Altın lirayı gümüş çerçeveye koymaya kalkarsan, kendi görgünü ortaya, sergiye koymuş olursun. Elbet ne senin gözüne, ne de kamuya hoş gelir" (3.1.1972)
" Ananın kalbinde Allah'ımın nuru vardır. Her ana yavrusuna pir misali yardımcı olur. Anaya söz edende , yanmamış kömürün odunu görülür, geçmediği köprü yıkılır.
Ana rızası her merhalede alınır. Ana hakkı her sorguda sorulur. Anadan sorgu sorulsa, hata bende der, yavrusunu ondan dahi korur. Ne var ki Allah'ım her olanı anında görür. Kırk kalp kırılsa, ana kalbinden öteye geçmez. Hatalı olsa bile, hatayı yavrusunun hakkı için yapmıştır. Allahım ana kalbinde kendi nurunu kırk defa artırır. Ana kalbi kıranda, kırk defa eksiltir." (2.6.1972)
" Uzayan ömür dildedir. Çünkü ömür yazıldığı kadardır. Ne erken gelir, ne geç kalır. Her gelen bilir. Çağrıldığı an yürür."
(12.7.1974)
Bilgide verildiği gibi. Ölüm zamanı (an'ı) mutlak kaderimiz içinde dir. Kur'an da önceden beirlenmiş bir zaman olduğu söylenir.
- Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; âhiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz .- Ali İmran Suresi 145.ayet
" Ömrün yolunu, yumağın düğümü ile ölçme! Gönül altın ise paslanmaz; yolun altın ise taşlanmaz; vermesi eksik olmaz. Kul, nasipsiz kalmaz.
Hak yemedin ise, gönül kırmadın ise, yumuşak gönülle kal. Allah'ım de, sana varmak dileğim, dünyada görmek isteğim...
Ufak deme, sineği eline al incele. Onu bırak, örümceğe göz at. Onu bırak kediye göz at. Göreceksin kendini varmış bulacaksın.
Ben ereceğim diyen ermez. Kendine paye vermez. Çünkü Allah'ının büyüklüğü karşısında kendine ölçü koymaz.
Seni yadırgayana de ki : ' Ben Allah'ımın izni ile geldim. Verdiğini sevdim. Doyasıya görmek diledim. Ömrüm hep gülmekle geçmedi ki ?... Güzelliği, dumanı, sevinci, her şeyi ile sevdim. " (28.11.1970)
"... Dünya olayına akıl takma. Olaya duman arkasından bakma! Açık olayı bulanık görürsün, gönlünü çürütürsün. Selameti kuldan bilme; Allah'ımdandır. Kul sadece teselli eder. Ayırandan, kayırandan uzak durun. Günde onu ayıran, seni kayıran, gelende seni de ayırır, başkasını kayırır. Güvenilecek tek kapı, Allahımın kapısıdır. Allahıma gidecek yol gönül kapısıdır. Dünyayı yol için değil, gün için yaşa. Her şeyin olmuşu sevilir. Ham meyveyi yer misin ? Kulun hamına katlanır mısın ? Aşı pişirmeden ağzına koyarmısın ? Olgunluktan şaşmayın. Eğer kendinizi noksan görürseniz, cemaata karışmayın; karışsanız bile konuşmayın. Olmak için dinleyin bekleyin." (17.12.1970)
" ... Günde gönülde olanı, yolunda harca; binaya değil. Gümüşten geçmeden altın yolu yürü. Tekkeyi günümde yaşamadım; toplantılarım sohbet içindi. İbadet, kulun kula gösterisi olmasın; gönülden geldiği gibi yapılsın. El açılsın "Allahım" denilsin, kendinden geçilsin. Acaba hata mı var denilmesin. Hata gönülde olmasın; elde dilde olan, affa uğrar; gönülde olan asla! Gönülle oynama kırılır. Kırılan gönül Allahımın nurudur. Yeşil yaprak yol üzere, duvar durur temel üzere. Temel sağlam olmazsa kul sıvayı boşa vurmasın..." (25.2.1971)
"...Yeniyi aldık mı, eskiyi bildik mi, niyeti o yönde kurduk mu, açılan kapı bizedir. Çakmayan şimşekte akım görülmez; öyle olanda isim verilmez. Yağmayan yağmura rahmet denilmez. Yenmeyen üzümde tadı aranmaz. " (11.10.1974)
"... Münin olmak, Allah'ımı gönülde bilmektir, kainatı bulmaktır." (26.5.1972)
" Oruç ne bedene ne gidene, ne de verene dir. Oruç elekten süzülen dir.' Açlık olsun!' denilir. Oruçtan maksat açlık değil tokluktur. Tokluktan maksat yokluktur. Aç, açı neden düşünür ? Tokluğu özlediğinden. Nasıl aç yokluğu bilir, tok çokluğu... onun için ikisi bir olamaz. Aç olacaksın ki açı bilesin. Aç kalacaksın ki açı doyurasın. Varlık, yokluğu siler denirse de, hiçliği asla silmez. Konuk gelene ne sunarsan sun, sevinir aç ise; ne sunarsan sun, gerinir tok ise. Sohbetini denk getir, vaktini uzak götür ki aç kalsın, sunduğunu sevsin; sevindirmek dilersen." (13.8.1975)
" Solan yaprak dökülür, konuya hayret diye bakılır. Günümüz, gerçeğe dönüş günüdür. Vazife alan yürür. "Yürüyen nerde, nereye?" deme! Gayesi hep bir dir. Elmayı dörde bölsen, dörtten birini alsan, öbürü haram mıdır? Olumsuzluk biri dörde bölmek; birini alıp üçünü inkar etmek... Olay budur. Cümlenizin yolu MUHAMMED yoludur. Ebubekir, Osman, Ali,Ömer, onun dörde bölünmüşüdür. Birini alsak, öbürlerini inkar, Haktan mıdır? Hakkın yolundan mıdır? O, bizim; biz, O'ndan..."
" ... Her yaprağı açtıkça, göreceğimiz hayırdır diyelim; gelecek yaprağı düşünmeyelim. Gelecek yazılmıştır. Görmeyi dilemeyin. ' öreceğiz, ördükçe göreceğiz' deyininiz. Kuşak belde, yumak halde, ördüğün sende...." (11.3.1977)
Burada yazılmış olduğu söylenen gelecekten benim anladığım mutlak kader planımızı kapsayan gelecek. Bunlar; ölüm zamanımız, doğum zamanı , evlilikler , çocuk sayısı, meslek v.s
" ... Ağaçtan kesilir doğrama misali yontulur; kapıya pencereye oturtulur. Olduğu, yerini bulduğu zaman güzeldir. Kulun doğuşu da öyle değil mi? Doğar, yetişir, itişir, her olaya katışır. Yerini buldukta, gayeyi bildikte oluşur , bilişir. *Miyar odur: yerini alıştır. Değer ne saray kapısı ne kulube kapısı olmaktır. Sadece kapı olmak, olduğu yerde yerini bulmak!.. " *miyar: ölçü (11.3.1977)
" ... Kendini bul ki ona varasın, teslim ol ki bulasın! Teslimiyet, dünya kulunun en son mertebesi dir. Ne var ki teslimiyet, dilde değil gönülde olmalı..." (24.7.1972)
" ... Olaylardan şikayet edersen, seni olduracak ne ararsın? Olaylarda hayır ara. Cümle kulun aradığı nedir? Zatında olmuşu görmek mi ? Kulluğunu bildin mi, olaylara eyvallah dedin mi, göçünde yokuş arama... Asmaya benzemek her kulun dileğidir. Koruğun verdiğine uydun mu? Şarap olsun diye bekledin mi? Beklediysen sen kazançlı oldun. Her olay öyledir; doğuşta hamlık,oluşta erginlik,pişmede şarap... Kulun geçirdiği her merhale, aynen meyve misalidir. Samanyolu, cümle kulun hayalidir. Ummak güzel; umduğunu bulmak için uymak gereklidir. Üzüm, şarap olmasına kadar, türlü böcekler görür; ne şikayetçi olur ne tadından verir." (27.7.1972)
Şerrin içindeki hayrı görmek... insan tekamülü için gerekli dir. Tüm zorlukların içinde bir hikmet vardır. Yaşamamız gerekenler bizlere yar dır.
" Nerden geldim, nereye gideceğim dersen, kendine mesnet bulmuş olursun. Bedeni dünyaya bağlarsın,ruhunu bedende görürsün. " Gelişe uydum, gidişe aydım." dersen, gönlünü kainata açarsın. " Sözün özü bu mudur?" dersen, söz yetmez, öz bitmez. Olmak, olmamanın özüdür. Olmamak dünyanın sözüdür. Sözü sildin mi özü bulursun. Sözün bittiği yerde öz başlar. Miracın odur. " Miraç nedir?" diyene de ki : " sözü sil özü bul " Dünya gereksiz diyene de ki " Allahım gereksiz olanı yaratmaz. Gerekmese kulunu dünyada yaşatmaz." Dünya, güzeldir yaşayana. Nasıl derseniz, yaşamak güzel ile hemhal olmaktır. Taş ile kireç ile oynamak değil; taşı güzel görmek yerinde, suyu güzel bulmak derinde, havayı sevmek serinde... " ( 16.68.1974)
" Olgunluk nasıl bulunur? Ben değil, cümle demek ile... Elmayı aldığın zaman tamını dağıtabiliyor musun ? Cümle demek odur. Yarısı sana, yarısı bana demek değil... Eğer kendine dünyada bir yer hazırlamak istiyorsan cümle diyeceksin. Sevmezsen, cümle diyemezsin. Sen cümleyi düşünürsen, cümlenin yaratanı da seni düşünür. Cümleye verenden ayırma beni; cümle kulundan kayırma beni. Kayırdığın an mahzun olurum; onlardan kendimi ayrı görürüm. Gör, seni görmese de; duy onu , bakmasa da... Kul diye değil, Yaratanın eseri diye bak. Ne kadar hatalı olsa bile. " (1.6.1971)
" Yavrunuzun önce gayesini öğrenin. Kapalı hevesini bulunuz. Hata baştan, en baştan! Kuruluştan nasibini aramaya geç kalır; döner, devlet kapısına dayanır. Neden ? Okuma hevesinden çocuğunun... Hayır, ananın babanın... Çocuk ne okudu diye akıllıdır; ne okumadı diye aptal dır. Cemiyete namuslu vatandaş yetiştirsin, diplomalı değil. Çocuğun içine işlenmiş " okumayan adam olmaz" denmiş. Senin deyişin değil, cemiyetin. Sen desen, geri alsan, cemiyet yavruyu da seni de suçlar....
Yumuşak öğretmen gevşektir denir. Ne yanlış. Yumuşaklıktan maksat, sevgidir, sevendir. Sevenin dersi çabuk okunur. Yumuşak, yol bulur; zannedilir ki gevşek tutulur. Mümin olan bilir: Yasak denilince merak uyanır. " Al senindir" dersen kenarda kalır. Sen verebildiğini ver. Vicdanına huzur almış maniyi silelim.İyiyi görelim. Yalnız bütün gönlümüzce yavruyu sevelim. Ana baba öğretici. Öyle olmasa ana babaya ne hacet? Bostan gibi büyürdü. Su aldıkça yürürdü. İnsanoğlu terbiye olmalı. Bilmediğini öğrenmeli. Çok dedik " yavruları koruduk". Yavrular korunmaya muhtaçtır. Yeni fidan tez eğilir. Eğilen fidana destek gereklidir. " Destek aldım omuz verdim" ; niye üzüntü ettin? Aydın, aştan; masa taştan olsa, her iştahı olan alim olur. " (24.1.1971)
Mevlana dan Sohbetler 2 Sabahat Akşiray pdf olarak indir